14 Mart 2013


Eski bir dostla buluşmak gibi şimdi yazmak, nereden başlayacağını bilemezsin hani... Bağlayamazsın da yarım yamalak ortaya döküverirsin kafandakileri...

Geçmişe dönmek istiyorum, geçen seneye, geçen sene bugüne, önceki sene bugüne, daha önceki sene bugüne, Lal bebekken bugüne, ben bekârken bugüne, öğrenciyken bugüne, ben çocukken bugüne... Ne şenlikti evimiz, seslerimiz... Hiç bir sene geçiştirivermedik biz "geçen yıllarda bugün"ü. En iyi düşünülmüş hediyeyi verebilmek için yarıştık birbirimizle... Mumunu üflerken tüm ışıklar kapatılır, mum üflenir. Torunların hoşuna gitti diye ışıklar tekrar kapatılır, mum yakılır yine üflenir. Kim bilir kaç mum yanar-söner böylece.

Mum demişken, bir mum kalmış kalbimde. Pır pır ediyor sürekli. Kimi zaman harlanıyor, kimi zaman cılız. Ama artık hep ilişik kalbime.

Biliyorum kızıyor bana. Rüyama gelmemesi de bundan hep.

Hüzün sevmez ya, tebessüm olsun diye biraz...

Daktiloyla tanıştı bizimki. Geçenlerde Kadıköy'ün ara sokaklarında eskicilerin sokağında gördük. Eğildi, sağından solundan baktı. Anlam veremeyip sordu. Daktilo dedim. Bak üzerinde tuşlar var, tuşların üzerinde de harfler. Harflere bastıkça yazı yazabiliyorsun. Eskiden daktiloyla yazı yazılırdı dedim. Ekranı yok bunun dedi. Ahh be çocuk dedim içimden. Gülmedim inan. Yani... tamam içimden güldüm, ne yapayım komik ama. Daktilonun ekranı olmaz dedim, hani benim öğretmen tonum var ya, işte o tonla. Bak buraya kağıt koyarsın, bastığın tuşların ucunda mürekkep var, tuş kağıda vurdukça harfler basılmış olur falan diye tam gaz açıklarken sözümü kesti. Peki anne bu daktilonun mouse'u da yok dedi. Yok ben artık tutamazdım kendimi. Güldüm katıla katıla, sadece ben değil eskici de güldü. E Lâl'de güldü. O da bize güldü muhtemelen, şaşkın bunlar dedi içinden herhalde...

Şaşkın dedim de...(Laf lafı böyle açıyor herhalde eski bir dostla buluşunca da)

Geçenlerde kalabalık bir akşam yemeği daveti için mezeciye gittim. Epey bir çeşit aldım. Mezeci demez mi zeytinyağlı sarma da alsaydınız, çok tavsiye ederim diye. Hayır, hiç gerek yok sarmayı annem hallediyor dedim.

Dedim ama cümlemi bitirip de kendi sesimi duyduktan sonra ne dediğimin farkına vardım. Buna da güldüm önce, kadına orada da rahat yok dedim içimden. Dükkandan çıktığımda iyi değildim. Değildim işte yalan mı söyleyeyim?

Lâl heyecanlı bir de bugünlerde. Önümüzdeki hafta karnaval olacak okulda, bizimki Prenses olacakmış. İlan edildiği günden bu yana geri sayımdayız. Onaltıdan başladık, kaldı yedi. Her sabah çentik atıyor takvimine, günler geçmiyor diyor.

Ben de çocuk olmak istiyorum.

Bunun değerini hissettikçe bazen ona ağır gelecek özlü sözler söylüyorum. Anlamıyor beni,  prensesle kovboyun diyaloglarını tekrarlayıp duruyor. Çok sıkıcı buluyorum kendimi o anlarda.

Nasıl tekrar eğlenceli olacağımı bilmiyorum. Köfte harcına ne kadar ekmek içi koymalıyım bilmiyorum. Dostlarla sohbet edecek gibi oluyorum, edemiyorum. Nasılsın diye soruyorlar, hani o sıradan hal hatır girizgahı... Ben nasıl olduğumu bilemiyorum. Kocamla ne konuşuyorduk eskiden bilemiyorum. Sevdiğim şarkıları hatırlamıyorum.

Fluyum(z) bu sene affet.

Telafi edeceğim, söz.

İyi ki ....








1 yorum:

Berfe Dilek 4 Nisan 2013 01:51  

Bence ara vermemelisiniz yazmaya.. Konusamadiklarimizin seslendirmesi gibidir yazmak..Yaralarinizin izleri kalir belki ama hafifler acilari.. Baska uzuntu yasamamaniz dilegi ile..

Yorum Gönder