Kendisi yoktu ama konu hep oydu.

16 Ağustos 2010

Kapı zili henüz dinglemiş ve donglamasına fırsat kalmadan sonuna kadar açılmıştı. Misafir olarak iştirak ettiğiniz bir evin kapısında içeride sizi bekleyen insanlarla o ilk an gözgöze gelememek insanda yanlış kata çıkmış ve yanlış zile basmış hissi uyandırıyor. Oysa ki simaların hepsi tanıdık, gayet doğru yerdeyiz. Ama onların gözü bizde değil.


O gözler yerden yaklaşık 98 cm. yükseklikte yer fıstığının boy hizasına bakmakta… Bakışlar yukarı kayar, soran gözlerle bakarlar… Cılız bir [yok] diyebilirsin… Hadi canım derler, merdivenlere saklandı öyleyse… Bütün kafalar eğilir, vücutlar kapıdan yarım çıkarılmak suretiyle basamaklara döner… Bu sefer daha güçlü bir [Yok, getiremedik] demek zorundasındır.

Oysa ben sadece rahat bir uyuku uyuyabilecek olmanın ihtimaliyle kafamı yastığa koyacağım anın ne kadar değerli olacağını düşünmüştüm yol boyunca. Evin içindeki kalabalık sanki büyük bir suç işlemişsin gibi bakarlar öylece… Kısa bir gerginlik arkasından tühler, vahlar ile başlayan cümleler havada uçuşur…

İlk defa ve seneler sonra büyük bir aile yemeğine O’nsuz katılmanın ezikliği, biz aslında ikimiz bir hiçmişiz gibi, beklentiler suya düşmüş, anne şaşkına dönmüş öylece kalakalırsın.

Bu büyük kalabalığı hayalkırıklığına uğrattığın için suçlusun Gökşen.

Bugünlerde içi iyi temizlenmemiş bir akvaryumu andıran bu şehirde bizler rutubetten soluk alamıyorken, kızını muhafaza edemedin isilik dökmesine sebep oldun diye de sen suçlusun.

Geceleri vücudunu yolarcasına kaşıyan, bütün vücudunu yol yol tırnaklamış kızını rahat etmesi için anannesine yazlığa götürdün diye de sen suçlusun.

Yazlıkta rahat edeceğini düşündün öyle mi? Sabahın ilk ışıklarına kadar gözünü kırpmadan kızının başında durup onu kaşıntısından nasıl kurtaracağını da hesaplamamıştın dimi, yine suçlusun Gökşen.

Sabahın beşinde huzursuzluğu tavan yapıp, mahalleyi ayağa kaldıran kızını sakinleştiremedin mi yoksa? Halbuki duşa soktun, losyonunu sürdün, üç sefer pijamasını değiştirdin, kaşıdın, sakinleştirdin… Izdırabını hafifletmek için gecenin üçünde kucağında bir çocukla deniz kenarına kadar indiniz öyle mi? Bir gecede üç oda, sekiz uyuku pozisyonu değiştirmişsin, yine kâr etmedi değil mi? Olmadı Gökşen.

Pardon duyamadım, küçük bir detayı mı unutmuşsun? Dün gece ilk değil miydi? Son üç gecede sahi kaç saat uyumuştun? Duyamadım? Beş-altı saat falan mı? Olmaz ki sen formdan da düşmüşsün. Kızın henüz bebekken kaç gece üstü üste uyumadan geçiriyordun hatırlasana. İnsan çabuk unutuyor dimi, bünye civa gibi rahata alışmış Gökşen. Hemen hizaya gelmelisin.

Pek tabi aile yemeğine yazlıktan istanbul’a getirebilirdin onu Gökşen. Yemeğinizi yer, geç saatte yazlığa döner, sabah işe gitmek için kargaların kahvaltı saatinde yola çıkar, haftaya zımba gibi uyukunu almış, dinlenmiş bedeninle başlayabilirdin. Ama yapmadın.

Şimdi gecenin üçünde oturmuş vicdan muhasebesi yapıyorsun öyle mi? Hani kafanı yastığa koyacağın o an için bunca vahlara tühlere maruz kalmıştın. O yastık şu an bağdaş kurduğun bacaklarının üzerinde laptopına sehpa vazifesi mi görüyor? O zaman suçlu sen değilsin ki Gökşen. Yastık. Evet, olsa olsa suçlu yastık.

Şimdi vur kafanı yastığa, mışıl mışıl uyu Gökşen.

Ramazan vesilesiyle bir de dipnot eklemeli bu yazıya…

dip: davulun sesi uzaktan…

8 yorum:

Syrakusa/Beter Böcek 16 Ağustos 2010 13:35  

Suçlusunuz. havayı soğutamadığınıız için.. Son hava bükücü olmadığınız için, isilikler konusunda 45 sene tıp eğitimi almadan anne olduğunuz için.Kaşıyarak yara yapmasına izin verdiğiniz için. Ter bezlerine söz geçiremediğiniz için. :))

Siz çıldırdınız mı ?
Bunların hiçbiri sizin elinizde değil. Eren, tıpkı yazınızda bahsettğiniz gibi. Lal gibi oğlum da perişan halde. Yüzü gözü sıcaktan ve isilikten şiş.

İçimiz yansa da, onların çaresizliğine çare olmaya çalılıp yapamasak da, mevsime küfretsek de onlar çocuk.. Geçecek.. Az sabır.. kısa sürede kavuşun dileğimle.. syg/

Sanem 16 Ağustos 2010 15:23  

:(((
Biraz alakasız gelebili ama;
Ben de oğlumu özledim!
Ağlamak istiyorum bu koca fabrikanın ortasında bağıra çağıra :(

Sanem 16 Ağustos 2010 15:23  

:(((
Biraz alakasız gelebili ama;
Ben de oğlumu özledim!
Ağlamak istiyorum bu koca fabrikanın ortasında bağıra çağıra :(

Gökşen 17 Ağustos 2010 13:14  

Syrakusa,
Son hava bükücü duymamıştım hiç, güzelmiş. teşekkürler :)

Gökşen 17 Ağustos 2010 13:15  

Sanemcim, alakasız değil hiç biliyorum, alışacaksın hepimiz gibi :(

Kolyekolik 20 Ağustos 2010 10:11  

Artık benim de Lal'in maceralarından haberim olucak :).. İsiliği umarım biran önce geçer, şu nemli havalarla birlikte..

Yorum Gönder