Yazlık akşamları

24 Ağustos 2010

Parkın karşısındaki iskeleden tınısı yayılan ses hadi gel bu tarafa, biraz konuşalım seninle dedi.

Gittik…

Taş masalara oturmamı buyurdu o ses.

Sahi kaç sene olmuştu buraya oturmayalı?

Bizimki kendine boyu boyuna bir arkadaş buldu. O masada ben, kızım ve arkadaşı oturuduk.

Masadaki izlerimiz silinmiş. Kimbilir kaç defa boyandı o masalar yeni yazlıkçılara cillop gibi görünmek için.

Kızlar kikirdeşti... Ben masada bıraktıklarıma hayıflandım.

İki genç çocuk ellerinde gitarı sanki yeni yetmelere eskilerin şarkıların sevdirmeye çalışır gibi… En ön masada iki genç kız… belli kur yapıyorlar birbirlerine, gözleri hep o masada. Kızlar mahçup.

Bir arkadaşımın annesiyle karşılaştık sonra. Arkadaşım Londra’ya yerleşmiş, iki oğlu olmuş. Bizim ilk gençliğimizde annemle beraber bizi kolaçan etmek için bu sahilde bir gecede kaç tur attıklarını anlattı, gülüştük. Sonra ekledi, en güzel günlerimizmiş dedi, tek derdimiz o gece eve kaçta geleceğinizdi. Şimdi öyle mi ya? Soramadım fazlasını…

Zaten sorasım da gelmedi. Bizim gençler şunu çalmaya başladı, sustum.

Solumda voleybol sahası, ışıkları kapalı.

Anannesi Lâl’e anlatmış, teyzeni çıkaramazdık buradan, her yemek saati hepimizi tek tek sahaya getirir hadi dedirtmeden gelmezdi demiş. Şimdi bizimki diline dolamış, teyzem neden gelmezdi yemeğe, dedem ne derdi ona? Yeter artık mı diyormuş, bla bla…

Kardeşlerimizin voleybol maçlarına iştirak ederdik biz. Eğer ki kardeşler aynı takımdaysa kanka olurduk da, ayrı takıma düştülerse bildiğin holigan. Tanımazdık birbirimizi. Kaç diz parçalandı o sahada, kaç pansuman yapıldı bilmem.

Bazı geceler de Palmiye’ye gidilirdi, popülerdi o zaman. İstanbul’dan oraya kalkıp gelen yüzlerce insan olurdu. Demek o zaman istanbul’da gece kulübü mü yokmuş ne? Bir arkadaşımızın annesi eve geciken kızını ararken yüzme havuzuna düşmüştü bir seferinde de, çok gülmüştük : ) O günlerde gülmek için sebep aramaya da gerek yoktu ya…

Ve gece mutlaka o marketin basamaklarında son bulurdu. Önce eve uğranır döndüğümüzün bilgisi verilirdi. Zavallı annem bahçede yarı uyur bizi karşılardı. Ve hep o replik, değişmeyen... annecim lütfen bak döndük biraz daha şu köşedeki basamaklarda oturalım lütfen lütfen lütfen…. Sohbet hiç bitmezdi, hep anlatacak birşeyler vardı…

Saat ilerledi, kızların dostlukları pekişti.

Yarın görüşürüz diye ayrıldılar birbirlerinden… kaç veda daha yaşarlar ki orada, ya da kaç kavuşma?

3 yorum:

Hande 24 Ağustos 2010 16:12  

Yazdıklarını okuyunca Kumburgaz'daki günlerim geldi aklıma. 12 yaşıma kadar bütün yazımız orda geçerdi. Yazlık anılarının tadı farklı oluyor, sende çok güzel anlatmışsın.

zeynep kömürcü,  24 Ağustos 2010 17:21  

çok güzel bi yazııı :)

Utku'nun annesi 27 Ağustos 2010 09:55  

Ne güzeldir o tatlı anılar hiiiç unutulmazlar
sevgiler

Yorum Gönder