Oradaydım.
30 Kasım 2010

Çalışan bir anne için, henüz mesai bitmemişken baba kişisinden telefon alıp babanın evde olduğunu ve yemeği hazırlayacağını söylemesi kadar gurur verici bir şey var mı?
Dikkat ederseniz sevgili okur gurur verici dedim, sevindirici demedim. Gurur veriyor çünkü bizim er kişisi de benim büyük oğlum sayılır. Demek evde hayta bir yer fısıtığıyla baş başa akşam yemeğini hazırlayacak kadar kendine güveni gelmiş er kişimizin. Aman ne mutlu ne mutlu bana.
Gişelerde önümden bekleyen otuz iki sıra aracın sonunda sıramı beklemek, hatta bu araçlardan bazılarının kgs'lerinin bitmiş olduğunu kartlarını bipletirken farkedip sıra sıra tüm araçlara elinde biten kartını gösterip bir geçişlik ücreti mukabilinde bir bip dilenmeleri bile bozamaz artık benim moralimi. Beklerim sıramı, kartımı bipletir geçerim... Klasik tıkanma noktalarında yarım debriyaj dur kalk reflekslerimle varırım evime… Kapıyı aşağıdan çalmak ve [kim yoo] sesi ne kadar huzur vericidir benim için… Apartmana girerim… asansörden inen komşumuza iyi akşamlar deme nezaketini bile gösterebiliyorumdur artık. Kaba biri değilim sevgili okur ama nedense akşamları eve hep telaşla ve yetişme kaygısıyla girdiğim için fark etmem etrafımdaki insanları çoğunlukla. Ama bu akşam farklıdır… Evde her şey hazır beni beklemektedir. En önemlisi Lâl’in yanında yardımcımız değil babası vardır ve telaşa hiç mahal yoktur.
Kapıyı aşağıdan çalarım ya yukarı çıktığımda kapı aralık beni beklemektedirler biliyorum. Bizim yer fıstığı kesin kapının arkasına saklanmıştır ve bana [aa ama lâl yok ki, az önce aşağı indi görmedin mi] oyunu oynayacaklar ve bizim bücür daha cümlenin sonunu beklemeden heyecandan kapının arkasında saklandığı yerden çıkıp [buydayııım, şaka yaptım] diye bağıracaktır.
Öyle olmadı işte.
Baba kız beni karşılarında görünce garip bir hareketle diz kapaklarının hizasına eğilirler. Ellerini aşağıdan yukarı yavaş yavaş ve parmak uçları avuç içlerine bakacak şekilde yarım kırılmış, tırnakları pençe gibi yapılmış böğğğğ diye bir ses çıkarırlar. Aynı hareketi tekrar edereler... böğğğğğ!!? O nedir öyle anlayamadım derim. [hayayet olduk biz anne] der bizimki.
Baba kişisi anlar... benim suratım düşer hemen beklemediğim durumlarda… kem küm hık mık biz oyun oynuyorduk da diyiverir. Bizim bücür [hadi babajım hayayetis biz oyunumuza devam edelim] der ve bunu fırsat bilen baba arkasına bakmadan içeri kaçar. Tamam babasının bebeklerle oynamasını beklemiyordum ama bu kadarını da düşünmemiştim.
Neyse dedim, oyunun içeriğini Lâl uyuduktan sonra gözden geçiririz… Bizimkiler arkasını dönmüş koşarcasına pençeleriyle birbirlerine oyun yapıyorlarken mutfağa girdim. Bizim mutfağa bomba atmışlar yahu, sabah bıraktığımda böyle değildi… Tezgahın üzerine dört farklı tabak çıkarılmış, sanki bir kaşık yemek konmuş, olmamış diğer tabak denenmiş, olmamış diğeri denenmiş… derken dördüncü tabak epey kirli belli onda yemek yeme kararı verilmiş…. Sanırsınız birinci kolorduya yemek verilmiş bizim evde. Tabaklar dizi dizi… Ocağın üzerinde tuz taneleri, pardon tane değil onlar, bir paket tuz boca mı edilmiş nedir? Yine tuz kullanırken yüksek uçuş yapılmış… Lavabonun içinde de yemek tabakları var, hem de içlerinde peçeteleriyle duruyorlar, musluk açılmış üzerine, peçeteler salçalı olduğunu tahmin ettiğim yemek tabağında turuncumsu bir renk almış… Görmemeye çalışıp bir tabak yemek ve tepsi eşliğinde salona giriyorum.
Kanepenin üzerinde mandal sepeti, yanında tavla… Sehpanın üzerinde aktivite örtüsü serili... Örtünün üzerinde kurumuş hamur parçaları, suluboya lekeleri ve makarna taneleri… Masa örtüsü niyetine aktivite örtüsü kullanılmış hey haaat! Tekli koltuğun üzerinde ise şişirilmiş bir can yeleği… yanında çamaşır dolabımdan araklanmış lavanta kesesi… Yere kayıyor gözüm... Seramik bardak altlarım yan yana dizilmiş yerde duruyorlar. Bu sırada Lâl koşarak içeri giriyor, benim seramiklerin üzerinden atlayarak salonun diğer duvarına koşuyor, geri dönüp tekrar atlayarak karşı duvara uçuyor ve bunu en az yirmi defa tekrar ediyor…
Kafamı tülbentle sıktırıp, elim belimde Nevra Serezli modeli bağırmak istiyorum…
Bunca anlamsız obje bir aradayken nasıl bir oyun kurdular acaba çok merak ediyorum sevgili okur.
Mesela gemicilik oynuyor olabilirler. Gemide havuza girdiler, nemli havlularını kamaranın balkonuna astılar, (kamara ve ipte serili çamaşırı mandalla tutturmak biraz iğreti durdu sanki?) Gemide yemek yediler, sonrasında iki el tavla atalım dediler herhalde... Gemi su alıp batmaya başlamış olmalı ki can yeleğini getirmişler. Yerdeki seramik bardak altları da can simidi olsa gerek…
Lavanta kesesini oyunun neresinde kullandıklarını anlayamadım yalnız? Ve bir de bu oyundan hayalet oyununa nasıl geçtiklerini...?
Bu yazı bizim evin delisini resmetmeden bitmez ama dimi? Bitmez, bitemez :)
MVI_0746
Yükleyen goksencamgoz. - Dünyanın en ünlü yıldızlarını burada izleyin.
Nostalji yapıyorum evet.
Bir sms aldım da, ondan sebep :-)
Sayın Velimiz diye başlıyor sms...
Atatürk haftası kapsamında tüm çocukların Atatürk albümü hazırlaması isteniyor. Bir de not düşülmüş, ödevi siz yapmayın, sadece yardım edin diye :-)
Dönüp dönüp okuyorum mesajı... Sanırsınız sevgilimden akşam için şık bir davet aldım ... Okuyup okuyup kikirdiyorum... Veli? Ben?
Bu haftasonu meşgulüz anlayacağınız.
Mutlu hafta sonları herkese :-)