Tatilden...
18 Temmuz 2011
Çimlerde yuvarlanacak kadar özgür
Sağanak yağış altında fotoğraf makinenizi Migros poşetine geçirmek,
İstiklâl’den Galata Kule’sine kadar yürümek,
Tanımadığınız insanları yoldan çevirip bir kare istemek,
Ve eve iliklerinize kadar ıslanmış halde dönmektir.
Fotoğraf: Onur ÖzelRead more...
Edit: Ben
Canım kızım,
Her sene bilerek mi yapıyorsun bunu?
Bu sabah uyandın, yılın diğer üçyüzaltmışdört gününden farklı olarak bana yatağından seslenirken işe gitmiş olmam endişeni bir kenara bırakıp tüm sevecenliğinle “sen benim canım annemsin güüünaydın” demen sadece bugüne özel bir tesadüf mü söyle bana?
Sen… Şimdi dört yaşında, bazen gözüme kocaman bir kız çocuğu, bir arkadaş, bir yoldaşsın… Bazen de hala bir bebek kucağımda…
Artık hayatın sana ait… Arkadaşların, sevdiğin çizgi filmler, gitmek istediğin yerler, dargınlıkların, kitapların, oyuncakların… Bizim kontrolümüzden çıkıyor, hayatına aldığın herşeyi sen seçiyorsun. O kadar değerli ki seçtiklerin senin için, okulunda her oyuncak gününde sırf arkadaşların patates kafa oyuncaklarını çok seviyor diye her hafta aynı oyuncağını taşıyorsun mesela...
Bazen kırılgan, bazen cesur, coşkulu, bazen utangaç, bazen hırçın… Ne çok renk kattın dünya(mıza)na bir bilsen…
Komik bir çocuksun da… çamaşır makinemizden ani sesler geldiğinde “belki de makinenin gazı vardır annejim” diyebiliyorsun tüm ciddiyetinle… veya puantiyeli yağmurluğunun allerji olduğunu iddia edebiliyorsun : )
Beni sürekli daha iyi, daha sabırlı, refleksleri daha gelişmiş bir anne olma yolunda eğitiyorsun güzel kızım…
Bazen düşünüyorum da, doğduğun güne kadar ne kadar hoyratça yaşamışım hayatımı… Şimdi her şey seninle çok değerli, çok anlamlı.
O en sevdiğin şarkı var ya, sabırsız böceğim benim, hani arabaya oturmamızın beşinci saniyesinde daha kontağı bile çevirmeden “anne karanfili aç hadi çabuk” diye huysuzlandığın…
İşte o şarkıdaki gibi...
Karanfiller açsın gözlerinde bebeğim.
Seni çok seven, sana çok hayran
Annen
Zamansız gelişiyle hepimizi şaşkınlıktan sersem eden, doğduğu gece açlıktan parmaklarıma yapışıp emmeye çalışan bu yakışıklı BİR yaşında…
Zor günleri geride bırakmaya çalışıyoruz.
Lâl günlerdir hasta… Biri bitiyor diğeri başlıyor. Ateş, kulak enfeksiyonu, barsak enfeksiyonu… hepsi sıraya girdiler.
Er kişi bana 3.8 toyratlık(karat) tek taş üretiyor. Üretim aşaması epey sancılı geçiyor. Gecelerdir acile taşınıyoruz, bol bira ve maydonoz suyu tüketiyoruz. Günün ortasında bile kafamız güzel anlayacağınız.
Hal böyle olunca bi tebessüm gerekmez mi bünyeye? Bana çok iyi geldi :- )
not: yüklenmesi biraz zaman alıyor, sabır :- )
Haftalar öncesinden başladı yazışmalar. 2008’de başlayan mezunlar buluşması bu sene İstanbul’da yapılacaktı. O akşama kadar hiç hesaplamamışım ne kadar zaman önce mezun olduğumu, bendeki algı birkaç sene önce şeklindeydi.
Evlenenler, evlenip boşananlar, çocuk sahibi olanlar, bekar kalanlar… herkes oradaydı işte…. Bakıp da “ay ben sizi bir yerden çıkaracağım” diyebileceğim kimse yoktu orada. Herkes aynıydı, bıraktığımız gibi… En çok da çok değerli Erkan Hocam (Erkan Uçar) aynıydı. Sağ şakağındaki beyazlar büyük oğlu Berkan’a, sol şakağında beyazlar küçük oğlu Kerem’e aitmiş, öyle dedi. Hala gepegenç, hala arkadaş gibi…
Unutmamış bizi, toplasan bir elin parmağını geçmeyen bölümün ilk mezunlarına- iki sene önce Ankara’da gerçekleşen ve katılamadığım için alamadığım - 10.yıl hatırasını da bu sene vermek için yanında getirmiş. Kısa bir konuşma ile takdim edilen 10. yıl hatıraları… kalp çarpıntısı… bunca sene sonra ilk günkü heyecan!
Hocaların en değerlisi, en abisi, en babası, en genci, en komiği, en titizi, en düşüncelisi, en kopya çekeni görmeyeni-duymayanı, en beşiktaşlısı…
Hep genç, hep güleç kalın… Ya da şöyle mi desek?
int main()Bu kod şimdi çalışır mı hocam? :-)
{ char str [STR_LENGTH];
sprintf(str,"%s"," Hep genç, hep güleç kalın…");
puts(str);
return 0;}
Sevgili Gülay, harika bir mim göndermiş. Mim; "your blog is fabulous" ve mimin kuralı görmek istediğiniz 3 yeri nedenleri ile yazmak… Sihirli lambadan bir cin çıksa ve dile benden bir mim dese ancak bunu dilerdim herhalde. Ah pardon tabii ki kısa vadede gidebilmeyi dilerdim :-)
Kanchanaburi
Yıllar vardır dilime yapışmıştır. Thailand’da muhteşem bir yarım ada.
Kanchanaburi, okunuşu bile mutlu ediyor beni... sanki dünyanın gerçeklerinden arınmış masal ülkesi gibi geliyor. Pek tabii savaş görmüş her ülke gibi masal diyarı değil, ülkede yoksulluk ileri safhada. Turizmle ayakta kalmaktan başka şansları da yok gibi görünüyor. Şimdi gidip de kwai köprüsünde savaşın izlerini görmek, nehirde ılık bir gezinti yapmak, fil kampında nat geo tadında fotoğraflar çekmek hele bir de hemen şu kıyıda cardinal melon yudumlamak vardı ki…
Resimler: GoogleCuma Cuma pek iç açıcı bir post oldu, kısa bir süre de olsa şu ofisin telefon zırıltısı ve çöp maillerinden kurtuldum ya, çok teşekkürler Uzaylı Anne.
Gelişimsel olarak renklerin ve cinsiyetin farkındalığını kazandığı için anne ve babayı çizerken kullandığı renkler dikkat çekmektedir. Anneyi mavi, babayı pembe çizerek anne-baba rollerinin kendi düşüncelerinde karıştırdığı düşünülmektedir.Yorumlayan: Burcu Öğretmen